• Cum. Eki 30th, 2020

İMC Haber 24

Haber sokakta, haber yerde!

Ahmet Altan: İhtiyarlık hareketin durmasıdır; böyle giderse ihtiyarlama fırsatı bulamadan öleceğim

“Gülleri budadın mı?”

Ahmet Altan *

İnsan, onun yaşta değişik sorularla karşılaşır. Bu sorular, “büyüyünce ne olacaksın?” diye başlar, “okul nasıl,” “sevgilin var mı,” “hangi üniversiteye gideceksin,” “hangi işe gireceksin”, “ne zaman evleneceksin,” “nasıl nasıl” diye devam eder. Benim yaşımdakiler ise, “gülleri budadın mı,” “torunlar ne zaman gelecek,” “komşuya televizyonu kısmı söyledin mi,” “ilaçlarını aldın mı” lütfen duyarsınız. Bana en çok sorulan soru ise yaşıtlarımın pek duymadığı türden bir soru: “Muhakkak yere hapiste olmak seni üzmüyor mu?” Bu soruya Sokrat’tan ödünç düşünmeım bir cümleye cevap veriyorum: “Haklı yere hapis yatsam daha mı iyiydi?”

Bu cevap, cezalandırılmanın kaçınılmaz olduğunu kabul eden bir görüşün sonucu elbette. Bazı işlemler, düşününlerin, düşünürlerin, filozofların cezalandırılması, hepse atılması, öldürülmesi hayatın neden doğal bir parçası haline gelir. Ben böyle bir zamanda, böyle bir ülkede yazarlık yapıyorum. Yazı yazan, düşünen yüzlerce, binlerce insan gibi ben de hapisteyim. Ve “haksız” yere hapsedilmiş olmak beni üzmüyor, aksine beni daha güçlü kılıyor, beni hapsedenleri küçümsememi, yaşadıklarıma çok da aldırmamamı içerir.

Sokrat’ın, kendini öldürecek baldıran zehri hazırlanırken elindeki lirle yeni bir parçayı çalmaya uğraştığı anlatılır. “Ne işine yarayacak yeni bir parçayı çalmayı kullanabilirsiniz” diye sorarlar, “ölmeden önce bu melodiyi bilmeme yarayacak” diye cevap verir. Ölüm nedeni böylesine sarsılmaz biçimde durabilmesinin, kendisini öldürenlerin haksızlığını ve güçsüz olduğunu bilmesinden kaynaklandığını düşünmek mümkün sanırım.

Sizi hapse atacak ya da öldürecek kadar güçlü olanların, sizin fikirlerinize fikirle karşı çıkamayacak kadar zayıf ve yetersiz olmaları, bu tuhaf çelişki, “kurbana” müthiş bir direnç ve üstünlük duygusu veriyor. O zaman, Sokrat gibi ölmeye hazırlanırken lir çalabiliyorsunuz.

Yöneticilerin düşünceden korktuğu toplumlarda siyasi iktidarlar dehşet verici bir kaba güce, buna karşılık acınacak derecede zayıf entelektüel donanıma sahiptir. Kaba güçlerini geliştirdikçe entelektüel güçleri zayıflar. Bir zamanlar,  vücut geliştirme yapan bir gencin anılarını okumuştum. Kaslarını geliştirmek ve geliştirmek için yağları yakmak her gün biraz daha bağımlı hale geldiği bir tutkuya dönüşmüş. Bir gram bile yağ kalmamış. Ayak tabanındaki, sağlam sağlamlığı yağ tabakası da eriyip yok olmuş. Çok güçlü, çok gelişmiş kaslara sahip. Bütün toplumu denetim altına almak, başka muhalif sese izin vermemek, onun düşünceyi ezmek, yargıyı cezalandırıcı bir sopa gibi kullanmak istiyor. Sonunda kullanabileceğiniz en güçlü sandıkları, görünüşte en güçlü olduğu ve, en zayıf olduğu ve bir itişte yıkıldıkları duruma dönüşüyor.

Bütünüyle bilmek insanın direnme yeteneğini geliştiriyor. “Kimseyi korkutacak kaslara sahip değilim ama kimsenin yıkamayacağı sağlam tabanlarım var” diye düşündorsunuz.

Geçenlerde 70 yaşımı bitirdim. Dostlarım hapishanede kutladığım bu dördüncü yaş günümde, yaşamak zorunda kaldıklarımdan beri üzüldüler. Onlara üzülmemelerini söyledim. “Yetmiş olduğunuz” dedim, “yeni bir roman bitirdim ve hapisteyim. Böylesine hareketli bir yetmiş yaş, gülleri budamaktan daha eğlenceli. ”

Gerçekten de böyle düşünüyorum. Beni hapse atanların entelektüel çaresizliğini ve zavallılığını görmekümde hapiste olmak üzücü gelmiyor.

İhtiyarlık, insanın hayattan beklentisi kalmamasıdır. Hareketin durmasıdır. Böyle giderse ihtiyarlama fırsatı bulamadan öleceğim. Hayatım beklenti ve hareket dolu. Beklentiyi, yazdüğünü kendim yaratıyorum, hareketi de beni hapse atanlar yaratıyor. 70 yaştan şikayet etmek doğrusu haksızlık olur.

Bir de lir çalmayı bilseydim eğlence tam olacaktı.

P24.   Ahmet Altan

Haber Bilal Macit

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir