Korona Aşısını İki Türk Değil Alman Eğitim Sistemi ve Demokrasisi Buldu!

0

İnsana dair bir özellik olsa gerek, her başarıyla kendini ilişkilendirip başarısızlık ya da olumsuzluk durumunda ilgili olay ya da olgu kendinden değilmiş, kendinden bağımsız bir bağlamda gerçekleşen olaylar silsilesinin parçasıymış gibi davranır. Bu düşünce sistematiği ve davranışın arka planında biraz psikoloji olmakla birlikte ciddi bir oranda ulus devlet ideolojisinin mükemmel ulus iddiası ile mukayese kabiliyetini yitiren pozitivist birey gerçekliği yatar.

Neden Almanlardan Çok Türkler Sevindi!

Son olarak tüm dünyayı etkisi altına alan Korona salgını ile beraber acil bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan Korona Aşısı gündemi ile Türkiye’de klişeleşen bu sakat düşünce ve davranış kendini yeniden tekrar etti. Bir Alman şirketi olan BİoNTecH firması ve bu şirketin sahibi olan iki Alman vatandaşı tarafından bulunan aşı tüm dünyayı ve özellikle Türkiye’yi heyecanlandırdı. Almanların ve Almanya’nın gündeminden çok Türklerin ve Türkiye’nin “milli gurur” gündemini işgal etti ve sadece bu “milli gurur” kısmı ile gündemde kaldı! “Gurur kaynağı” tabloların neden sürekli farklı ülkelerde yaşayan Türkiyeliler tarafından çiziliyor olmasına dair tek bir soru işareti uyandırmadan kafalarda etkisi azalan bir tonda, ana ehemmiyetinden uzak bir şekilde silikleşip gitti.

Türkiye’den göçen iki insan olmanın ötesinde kimdir bu iki bilim insanı?

BioNTech’in CEO’su olan Prof. Uğur Şahin, aynı zamanda Mainz Üniversitesi Tıp Merkezi’nde çalışıyor. Yani YÖK gibi darbe artığı bir kurumun despotluğu altında olmayan, rektörlerini Cumhurbaşkanlarının atayamadığı bir üniversitede öğretim üyesi! Üstelik yarın öbür gün herhangi bir KHK ile üniversiteden atılırım korkusu ve kaygısı da yok.

İmmünolog ve onkolog olan Şahin, İskenderun‘da doğduktan sonra dört yaşında ailesiyle birlikte Almanya’ya göçmüştü.

Şahin’in babası, Köln‘deki Ford fabrikasında çalışmaya gelen misafir işçilerden biriydi. Çocukluğundan beri  Şahin’in hayali doktor olmaktı. Eğitim sisteminin iyi olması ve demokrasinin en azından ana ilkelerinin işletildiği akademik özgürlüğün olduğu bir ülke olan Almanya’da bu mümkün oldu.

Bir fabrika işçisinin çocuğu için ulaşması zor bu hayali gerçek kılan Şahin, bugün eşiyle birlikte Almanya‘nın en zengin 100 kişisi arasında kendisi. Yarın öbür gün hükümetin siyasi politikalarına uygun hareket etmediği zaman ağır vergi yükleri ile karşı karşıya kalma ya da şirketlerine kayyım atanıp masada hazırlanmış iddianamelerle cezaevine atılmak gibi bir korku taşımıyor. Canı ile beraber malı da Alman liberal demokrasisinin güvencesi altında.

Başarıya Ortak Olup Başarıya Zemin Hazırlamamak!

Tüm insanlığı ilgilendiren bu önemli buluşta kalkıp bu gelişmeyi milliyet sığlığı ile ele alıp bu önemli başarıyı gölgeleyecek değiliz lakin ülkede akademik özgürlüğü, can ve mal güvencesini ayaklar altına alan resmi ideoloji pratiğininde, bundan kof milliyetçilik devşirmesine karşı da bir bend örmek gerek elbette. Ulus devletlerin sınırlarının iyice belirginleştiği ve koruma altında ekonomi ve rejimler çağında çok daha fazla yaygınlaşan beyin göçüne dur demek, ülkenin demokrasiden despotluğa kayan ekseninin yanlışlığını vurgulamak gerek. 

Akademi rektörlerinin demokrasiden uzak bir yöntem olan atama ile belirlenmesi, belirlenen rektörlerin ve diğer yöneticilerin liyakatten uzak hasım akraba ile doldurulduğu akademik karolarla uluslar arası akademik başarı sıralamasında onarlı basamaklarla gerileyen bir ülke durumunda olan Türkiye gerçekliği ortadayken. Bilimsel kurumlara atanan yöneticilerin yanlışlığından tutun da  üniversite kulüplerine müdahaleye  kadar varan despotluğun sarmalından tek çıkış kapısı demokrasi ve insan hakları can simidine sarılmaktan başka çaremiz yok. Tüm toplumsal olaylarda olduğu gibi beyin göçü probleminin çözümü ve bunu tersine çevirmekte demokrasiden geçer. Küçük bir azınlık ve kimi menfaat grupları hariç ülkenin çoğunun ve Boğaziçi Üniversitesinin öğrencilerinden tutunda akademik kadrosunun  tamamının karşı çıktığı ve fakültede çalışacak bir yönetici dahi bulamayan akademik tezlerinin çalıntı olduğu tescillenmiş Melih Bulu gibi isimlerde ısrar etmemekten geçer.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here